MODANLI KÖYÜ,GENEL BİLGİLER,KÜLTÜR
Çevremiz halk bilim kaynakları yönünden zengin bölgeler arasında yer alır. Ağın Folklörü Kemaliye (Eğin) ve Arapgir yöresi folklörü ile bazı ortak özellikler arz etmektedir. Ancak Ağın İdari yapı olarak Elazığ’a bağlandıktan sonra kısmen de olsa Elazığ (Harput) folklörünün etkisi altında kalmıştır. Mahalli folklörün oluşumunda yöresel bazı etkinlikler rol oynamıştır. Çevremizdeki köylerin birbirine yakın olması, düğünlerde çalgıcıların her yöreye gidip düğün yapmaları; kız alıp, kız verme gibi adetler Ağın ve çevresinin folklorik yapısında ortak özellikler oluşturmuştur.
Ağın’da konuşulan gelirimli, gedirimli kelimelerden kurulan cümleler oldukça dikkat çekicidir. Ağın ağzı ile Kemaliye ve Arapgir ağızları arasında yakın benzerlikler vardır. Türk boylarının dil yapısı incelendiği zaman Ağın ve Eğin yöresine belli bir Türk boyunun yerleştiğini kuvvetlendirir. 1071 Malazgirt muharebesinden sonra Anadoluya gelen bir çok Türkmen boyları belli bölgelere gruplar halinde yerleşmişlerdir. Bu noktadan hareket ederek Ağın ve Eğin civarlarında aynı boya ait insanların gelip yerleştikleri ihtimalini kuvvetlendirmektedir.
Ayrıca Ağın’daki yer ve mevki adları incelendiği zaman Kırgızca ve Uygurca bir çok kelimelere rastlamak mümkün olacaktır. Göçler esnasında belki bu bölgelere azda olsa değişik Türk boylarından yerleşenler olmuştur. Bu sebeple diğer Türk boylarınında özelliklerini taşıyabilir. Nitekim konuşma dilindeki lehçede Azeri özelliği arzeder. Bu çevrede rim eki birçok fiilin sonuna getirilerek söylenir. Mesala gelirim, oturirim, gedirim, oynirim gibi. Ağın ve çevresinde konuşulan kelimelerin hemen hemen çoğu hiç bozulmamış özbe öz Türkçe kelimelerdir. Oğuz ve Kıpçaklarda Y harfi yutularak okunur. Bu duruma Ağın ve çevresinde de rastlıyoruz. Yiğit yerine iğit, yürek yerine ürek gibi.
Günümüzden 40-50 yıl öncesine kadar Ağın ve çevresindeki köylerde, varlıklı, hali vakti yerinde olan ailelerin evlerinde müsait büyük bir oda ayrılıp bu oda uzun kış gecelerinde mahalledeki ve köydeki erkeklerin bir araya gelmesi için açılırdı. Buna "oda açmak" ya da "oda yakmak" denirdi. Bu odalara oturmaya gelenler, beyaz toprak sıvalı duvarları, tavanı döşemelerle (ağaç) veya tahtayla kaplı, tabanına döşenmiş kalın minderler ve duvarların üç tarafına birden dizilmiş yastıklara yaslanarak, sohbet eder, günlük işlerini konuşurlardı.
ŞENLİKLER
Ağın ve çevresinde yörenin kültür değerlerini ve folklör zenginliklerini
sergilemek ve iç turizmi canlı tutmak için Şenlikler düzenlenmektedir.
Bu şenliklerden ilki Ağın Kültür ve Turizm Derneği tarafından 1990
yılından bu yana muhtelif aralıklarla devam eden Ağın, Kültür ve Sanat
şenliğidir. İkincisi ise Beyelması Köyünü Güzelleştirme ve Kültür
Derneği tarafından 1989 yılından günümüze muhtelif aralıklarla devam
eden Beyelması leblebi şenliğidir.
YÖRESEL EL SANATLARI
Yöremiz dar ve kapalı ekonomik bölge olduğundan dışa açılması mümkün
olmamıştır. Durum el sanatları bakımından da aynıdır. Kendine yeterli
olmayı kabullenmiştir. Ağın’da geleneksel el sanatları kalmamıştır.
Eskiden yapılan el sanatlarından bazılarını aşağıda sıralıyoruz.
1-Çömlekçilik, 2-Dokumacılık, 3-Yemenicilik, 4-Nalbantlık, 5-Tüfekcilik,
6-Değirmencilik
YÖREYE AİT İNANÇLAR
Ağın ve çevresinde köstebeğin yığdığı toprağa göre
kışın nasıl geçeceği tahmin edilir. Yığılan toprak ince ise kışın uzun
ve karlı gececeğine az ise kışın hafif geçeğine inanılır.
Gök gürleyince eşik arasında durulmaz.
İki bayram arası düğün yapılmaz, nikah kıyılmaz.
Alıç ağaçları bol meyve verdiği zaman kışın çok olacağına, az meyve
verdiği zaman kışın az olacağına inanılır.
Akşamları tırnak kesilmez.
Yine kış mevsimi ile ilgili bir inanış. Ağaçların yaprağı alt taraftan
sararır ise, kışın zorlu geçeceğine, üst taraftan sarar ise hafif
geçeceğine inanılır.
Gelin giden kızla birlikte bir de iğ gönderilir, bunun anlamı ise
gelinin yeni evinde iğ gibi dönerek çalışmasıdır v.b.
Gece vakitsiz öten horoz uğursuzluk getirir. Bacaklarının arasından
bakan çocuk eve misafir getirir. Gece Gökyüzünden bir yıldızın kayması
bir kişinin ölmesi demektir. Makas yada bıçak elden ele verilmez.
Verilirse veren ve alanın arası bozulur. Ya yere konulur yada eldeki
bıçak veya makasa tükürülüp, sonra verilir.
AĞIN VE ÇEVRESİNDEKİ YER ADLARI
Ağın ve çevresindeki yer ve mevki adlarının bir çoğu konuşulan dil gibi
özbe öz Türkçe dir. Üstelik diğer Türk boyları da aynı mevki ve yer
adlarını kullanmışlardır.
Böğürlü Dağı: Feribot İskelesinin Güneybatı yönüne düşen dağ.
Cebeciler: Bahadırlar yöresinde bir mevki ( Baraj suyu altında kaldı)
Çelebi Deresi: Beyelması Köyünden gelen dere ve mevki ismi
Kurt Kayalar: Ağın’la Kaşpınar Köyü arasında bir mevki
Keklik Paharı: Hekemat tepesi ile Beyelması arasında bir yer
Aladağ ve Karadağ: Ağın’nın batısındaki ve kuzeyindeki dağlar
Karağaç: Üçdutların arkasında bir mevki
Samsor Deresi: Ağın, Şenpınar arasında büyük susuz dere.
Enerle: Kaşpınar köyünden 2 km ileride ve göl kenarında bir mevki
Gazel Mezarlığı:Osman Tepesi ile Firen Beyi arasında bir mevki
Darı Bükü: Saraycıkla Dürümlü Köyü arasında bir mevki adı.
Kanlıca Maşat: Kaşpınar köyünden bir km uzaklıkta ve güney batı yönünde
tepe.
Tanısa: Şenpınarla, Bahadırlar arasındaki geniş düzlük alanlar.
Yazılar: Ağın’la Şenpınar arasında ekilebilir düzlük alanlar.
GELENEKLER
1-Kış Yarısı 2-Çiçi Mama (Cici Ana), 3-Cirit Oyunu, 4-İmece, 5-Herfane(Herfene)
6-Kirvelik, 7-Sağdıçlık, 8-Sünnet Geleneği, 9-Yumruk Oyunu, 10- Ü Oyunu,
11- Kale Kapmaca, 12-Kiriş Kırmaca, 13-Çelik Oyunu(Çelik Çomak)
14-Güvercin Oyunu 15-Uzun Eşek,16-Ayak Karış,17-Beş Taş, 18-Sirim Çekme,
19-Köşe Kapmaca
KOCAKARI İLAÇLARI
Yurdumuzun her yöresinde olduğu gibi bizim yöremizde de modern tıptan
farklı ilaçlar, koruyucu ve tedavi edici olarak kullanılmıştır. Bir
kısmı hâla kullanılmaktadır. Bunlardan bazıları Kılıç Yağı: Kesik
Tedavisinde Merhem Olarak, Kurt Ciğeri: Çocuğu Olmayan kadınlar için,
Haşlanmış Soğan: Patlamamış çıban tedavisinde, Kara Taş: Akrep ve Arı
Sokmalarına karşı, Dabaz Otu: Cilt te oluşan kırmızı lekeler için, Nezle
Otu: Nezle Tedavisi için v.b.
AĞIN VE
ÇEVRESİNDEKİ KIRGIZCA KELİMELER
KIRGIZCA KELİMELER
OKUNUŞU ANLAMI
bıldır bıltır geçen yıl
börtmek börtmek şişmek, kabarmak
çebiş çebiş iki yaşında keçi
ahır akır hayvan barınağı
şıvga şıvga ince
çayan çayan yengeç
çıyrık çıyrık ip büken alet
çorkuluk çorholok kalın dudak
AĞIN VE ÇEVRESİNDEKİ KONUŞULAN BAZI
KELİMELER
Ağartu :İnek, Koyun gibi hayvanların sütünden elde
edilen yağ, peynir, yoğurt
Ahpun :Hayvan gübresi
Alaf :Otlardan hazırlanan hayvan yemi
Arağa :Ev yapımında duvar arasına atılan ağaç
Arıstak :Damlı evlerde ağaçlı taban
Ayam :Hava, Hava Durumu
Baran(Kırgızca) :Su arkı
Becit :Önemli, öncelikli
Baroş :Kazanın büyüğü
Bıldır(Kırgızca) :Geçen yıl
Boççik :Birşeyin uç yada dipteki kısmı
Cıbıl :Beş parasız, pulsuz
Cıngırayaz :Gece bulutsuz gökyüzü
Çağa :Küçük çocuk, bebek
Çantik :Küçük Çanta
Çarğ :Eski evlerde banyo yapılan yer
Çor :Hastalık yada, cinli kimse
Çebiş :(Kırgızca): İkiyaşındaki keçi
Çemkürme :Laübali bir şekilde karşı gelme
Devlik :Belli bir dönem için yapılan tedarik
Dımbılik :Şişkin, fazla yemekten karnı şişmiş
Dılpik :İnce, küçük dal
Gavar :Suyu birkaç kola bölerek dağıtan ark
Fölt :Küçük tüfek
Gıggılik :En yüksek tepe
Gıristik :Bez parçasından yapılan mum
Halçik :Ana dallardan çıkan küçük dal
Hıla :Sofra bezi
İlinçağ :Salıncak
Kortik :Küçük çukur
Kındik :Üzüm salkımlarındanki küçük dalcıklar
Lülük :Küçük delik
Meşveret :Gizli anlaşma
Mişmiş :Zerdali, kayısının aşısız olanı
Möhkem :Sağlam dayanıklı
Pağaç :Değirmende yapılan ekmek
Pağıllanma :Kıskanma, çekememe
Poşovar :Yeni çimlenmiş ekin
Püşürük :Toprak evlerin damlarına serilen çamur
Sehen :Tabak
Süğük :Damın duvardan taşan sal dizilmiş kısmı
Şiplik :İnce çubuk
Şişlağh :Şımarık
Tümürlevü :Tahıl ölçüsü
Yeylik :Hafif
Zoğna : Eski tip ağaç kapıların ağaçtan yapılan dili
Bunların yanında Ağın ve civarlarında Uygurca
kelimelere rastlamakta mümkündür. Bunlardan bazıları ve anlamı:
Ayvan : Eski evlerde genellikle üst katlarda önü açık salon
Samsor :Ağın’da bir mevki adı olup, Samsor’un dere olarak geçer
Yalavuz :Yalnız, tek.
HALK OYUNLARIMIZ
Yöre Kültürünün tanıtımında en etkin rol halk oyunlarıdır. Halk
oyunlarının hangi kişiler tarafından oluşturulduğu bilinemez. Çevre il
ve İlçelerle büyük benzerlikler ve farklılıklar izlenmektedir.
Ağın’da Oynanan Oyunlar
AĞIN , ELAZIĞ , EĞİN, OYUNLARI
Leylani (Varyant)
Büyük Ceviz (Varyant)
Tombulum
Tenekeye Un Bastım
Zurna Havaları
Mayalı Halay
Eski Maya
Ağır Kol Oyunu
Ağın Üç Ayağı
Ninayi
Kemer Ağır Kalkmıyor
Engin Dağı
Allılar
Tırnana (Varyant)
Çayda Çıra
Büyük Ceviz (Varyant)
Delilo
Fatmalı (Norey)
Avreş
Halay(Dik)
Tamzara
Leblebici
Temür Ağa
Anom Anom Eğinlimisin
Bebek
Hayriye
Dut Ağacı
Hostanın Bademleri
Tırnana
Gecegü
Meşenin Tepelisi
Leylani (Varyant)
Bahçeye İndimdiki
Karaçor
ATASÖZLERİ
Her atasözü toplumsal bir gerçeği dile getirip dini ve ahlaki
değerlerle bütünleşerek söylenmiş olan veciz sözlerdir. Ağın da yapılan
derlemelerde daha ziyade bir cümleden meydana gelen Atasözlerinin
söylediği görülür. Bunun yanında iki mısradan oluşan ve şiir şeklinde
söylenen Atasözleri de tespit edilmiştir.
Ağlarsa anam ağlar, gayrısı yalan ağlar.
Akıl akıldan üstündür.
Ağır otur ki batman gelesin.
Ağlayanın malı gülene hayretmez.
Akşamın hayrından Sabahın şerri iyidir.
Allah dağına göre kışını verir.
Ateş düştüğü yeri yakar.
Beleş bekmez baldan tatlıdır.
Çorbana ne doğrarsan kaşağına o gelir.
Dedesi koruk yemiş, torununun dişi kamaşmış.
Eşeğin kuyruğunu elin yanında kesme, kimi uzun der, kimi kısa.
Eskisi olmayanın yenisi olmaz.
Elin atına binen tez iner.
Eşeğin yükü ağır olmazsa yola gitmez.
İyiliğe iyilik olsaydı, koca öküze bıcak olmazdı.
Yazın başı pişenin, kışın aşı pişer.
DEYİMLER
Bütün Türk Dünyasında söylenen deyimler gerçek anlamları dışında
mecazi bir anlam taşıyan kalıplaşmış sözlerdir. Orhun Abidelerinden
gönümüze kadar deyimlere rastlamaktayız. Anadolunun her yerinde olduğu
gibi, Ağın ve yöresinde de deyimler yaygın olarak söylenmektedir.
Aç gezip kuyruğunu dik tutmak.
Akıl fukarası.
Atlı sığar, itli sığmaz.
Baş yok, buğ yok.
Çağayı kundakta, gelini duvakta eğitmeli.
Geline duvak, eve suvak yaraşır.
Önü nohut kavurur, arkası harman savurur.
Değirmenden gelenden pağaç umulur.
Cıngır ayaz.
Ençiti merhabası.
Eme geçmek.
İt yatağında ekmek ufağı.
Guru guru gadan alam.
Takgur taggur öğünde ölem.
Şer boncuğu.
Şeri ıssız dağlara.
Mıhlanıp kalmak.
Kono’un türküsü.
Yere bakan, yürek yakan.
AĞITLAR
Konu itibarıyla Ağıtlar bütün Türk
Dünyasında benzer özellikler göstermektedir. Acı olaylar karşısında
etkilenen Türk İnsanı üzüntülerini ve duygularını mısralar halinde
Ağıtlara dökmüştür. Ağıtlar şiir şeklinde okunduğu gibi bazen de
okuyanın yorumuna göre kendisine has ezgi biçimiyle de okunur. Ağın’lı
şair Zeynep ÖZMEN tarafından Keban Barajı yapıldığı yıllarda köyleri ve
arazileri su altında kalan köylüler için yazdığı ağıttan bir-kaç dörtlük
şöyledir:
1994 Yılında altı meslektaşı ile görev yaptığı Tunceli İli Mazgirt
İlçesinin köyünde Millet ve Vatan uğrunda şehit düşen Öğretmen Rüstem
ŞEN'e Ahmet SAMUR tarafından yazılan ağıttan bir-kaç dörtlük şöyledir.
BARAJ ÜZERİNE AĞIN
ÖĞRETMEN RÜSTEM ŞEN
Şu Murat, kalksaydı
aradan, İlin
Elazığ'dı ilçense Ağın,
Hiç biri istifade etmedi verdikleri
paradan, Fidan gibi boyun, tam
gençlik çağın,
İşte muhacir olduk gidiyoruz
buradan, Biz bilemedik
yavrum, neydi adağın?
Bize yardımcı ol, yeri göğü
yaradan. Al kanlar içinde
yatan Rüstem'im
Çok güzeldir, Südereğin Muharpur
düzü, Tunceli dağında, Mazgirt
elinde,
Tarlalarımızın başında geçiriyorduk
yazı, Sevgi yüreğinde, kalem
elinde,
Apartman katına çıkarsalar
bizi, Yağlı kurşun
yemiş on beş yerinde,
Yine memleketimizdedir hepimizin
gözü. Rüstem'im Rüstem'im aslan
Rüstem'im
Al kanlar içinde yatan Rüstem'im
Hacı şöför ökürtüyle ağladı,
Orada olanların yüreğine
dağladı, Görev aşkı onda
namustu, ardı,
Gittiği yerin ne tarlası var ne
bağı, Karanlık beyinlere
ışık saçardı,
Aldığı parayı bir tek eve
bağladı. Daha yapılacak
çok işi vardı,
Rüstem'im Rüstem'im aslan Rüstem'im
Çok güzeldi köyümüzün
havası, Al kanlar
içinde yatan Rüstem'im
Baraj yapılınca döküldü evlerimizin
sıvası,
Ahmet SAMUR
Ah şu barajın yüzünden,
Bozuldu hepimizin yuvası
Zeynep ÖZMEN
EVLENME KIZ
İSTEME, SÖZ KESME
Ağın’da evlilikler genellikle görücü usülü ile yapılır. İstenilecek
kız komşularından sorulup kız ve ailesi hakkında tatmin edici bilgiler
toplandıktan sonra, oğlanın yakınlarından birkaç kadın kızı görmeye
giderler.
Kız evine gelince kız gelenlerin elini öper, onlara kahve ikramında
bulunur. Bu arada görücü kadınlar kızı yakından görme fırsatı bulurlar,
kızı beğendikten sonra, görücü kadınlardan biri Allah’ın emri,
Peygamberin kavli ile kızınızı, oğlumuza istiyoruz der. Kız tarafı
niyetli ise Allah nasip etmişse ne diyelim diye cevap verirler. Bu arada
kız evine On-on beş gün düşünme fırsatı verilir.
Kız tarafı, oğlan ve ailesi hakkında , oğlan tarafının komşularından
bilgi ve görüş aldıktan sonra netice olumlu ise, oğlan evinden kız evine
tekrar gidilir. Kız verildikten sonra söz kesilir. Kıza dilbağı (söz)
olarak bir yüzük takılır ve hayırlı bir sonuca bağlandıktan sonra kız
evi tarafından hazırlanan şerbet içilir. Kız ve oğlan taraflarının
birlikte kararlaştırdıkları bir tarihte dini nikah kıyılır ve ardından
kız evinde yapılan sade bir törenle nişan yapılıp yüzük takılır. Resmi
nikah ta kıyıldıktan sonra, düğün tarihi tesbit edilip kız ve oğlan
evinde düğün hazırlıklarına başlanır.
DÜĞÜN
Düğün telaşı ve hazırlıkları günler, hatta haftalar
öncesinden başlar, düğün için kesilecek hayvanlar hazırlanır. Yemeklerin
yapılmasında ve düğüne gelen misafirlerin ağırlanmasında düğün evine
komşuların büyük desteği olur.
Düğünler Salı veya Cuma günleri tutulur, iki gün ve iki gece devam eder.
Mevsim olarak düğünlerin yapılması ise yaz aylarında olur ve özellikle
harman sonuna bırakılır. Ancak günümüzdeki düğünler ekonomik sebepler
yüzünden bir gün ve bir gece yapılmaktadır.
Biz bu ara geçmişe dönelim. Günerkan Aydoğmuş’un; “Ak topraklar Üzerinde
Bir İlçe Ağın” adlı kitabının 1900 yıllarında Ağın’da düğün başlığı
altında derlemiş olduğu bilgileri sunalım.
1900 lü yıllarda Ağın’da düğün çalgısız olurmuş, gelin dualar ve
aminlerle güveyi (damat) evine getirilirmiş, 1915-1920 li yıllardan
sonra Ağın’a ilk çalgı Elazığ’ın Üngüzek köyünden getirilmiş, o
yıllardaki düğünleri hatırlayanlar defçi Aziz diye birinden bahsederler.
Bu kişi düğünlerde şaklabanlık yaparak halkı güldürürmüş. Yaşlılardan
derlenen bilgilere göre, Müdürris Hüseyin Efendi Mahallesi arazisi
içinde bulunan Çarıkkol mevkisinde küçük bir köy varmış, Bu gün halen
binaların göl kenarındaki duvarları görünmektedir. Bu köyden Ağın’a
gelin getirildiği zaman düğüncüler üç dutlar mevkisini dolanarak, burada
durak yapıp eğlendikten, çalıp oynadıktan sonra Ağın’a yollanırlarmış.
Tekrar günümüze dönelim. Düğün tutulacağı ilk gün ikindi sularında
çalgıcılar yöreye özgü havalar çalarak çevreyi dolaşırlar, halkı düğüne
davet ederler. Yöremizde buna “Köy Çağırma” denir.
Köylerimizde ise düğünün tutulmasından bitimine kadar olan süre
içerisinde halkımızın; vatana, bayrağa sevgi ve bağlılığın bir ifadesi
olarak Şanlı Bayrağımız düğün evinin yüksek bir yerinde nazlı nazlı
dalgalandırılır. Gelin almaya gidilip dönüldüğü zamanda Bayrak bir genç
tarafından düğüncülerin ön tarafında taşınır. Birinci akşam düğün için
düzenlenip, ışıklandırılan alanda gençler ve düğüne gelen misafirler
halay çekip oynarlar. Ertesi günde öğlene kadar, çalınıp oynandıktan
sonra, atlar hazırlanır, düğüncülerle birlikte kız evine çeyiz almaya
gidilir. Yöremizde buna Sesgane alma denir. Gelinin eşyaları ata
yüklenip getirilmeden önce gelinin evi önünde bir süre halay çekilerek
oynanır, sonra sesgane ile birlikte güveyinin evine dönülür. İkinci
akşam düğün daha da kalabalık olur. Çalgılar çalınıp halaylar
çekildekten sonra güveyinin (damat) oynaması beklenir. Yaşı 40’ın
üzerinde olanlar iyi hatırlar eskiden düğünlerin ikinci gecesinde güveyi
oynamadan önce Müderris Hüseyin Efendi Mahallesinden Uzun Süleyman ve
ekibi tarafından yöremizde zeybek diye adlandırılan seyirlik oyunları
oynanırdı. X
Vücudunun belden yukarısı çıplak, vücudu ve yüzü tencere karasıyla
tanınmayacak derecede boyanmış bir zeybek oyuncusu, bacaklarının arasına
almış olduğu uzun bir sırık ve elinde yanan meşalesiyle ve düğün alanına
hızla yaklaşır, harman şeklinde bir daire çizerek düğün ahalisini
dağıtır ve Zeybeğin oynanmasına zemin hazırlardı. Daha sonra Uzun
Süleyman ve diğer oyuncular almış oldukları rollere ve temsil ettikleri
kişilıklere göre orta yere gelir ve oyunlarını sergilerlerdi. Bu oyunlar
düğün ahalisi tarafından büyük bir coşku ve heyacanla izlenirdi.
Ağın düğünlerinde; Dede ve kızları, Kız İsteme, Kervancı, Çingene,
Berber ve Çifte bebekler adlı seyirlik oyunlar temsil edilirdi. Zeybeğin
oynamasından sonra güveyi ve arkadaşları her iki ellerinde tabaklar da
yanan mumlarla çayda çırayı oynayarak düğün alanına gelirler, oyun biraz
devam ettikten sonra halaya dönüşür, halay büyüğerek devam eder. Bu
arada güveyiğe paralar yapıştırırlır.
Güveyinin oynamasından sonra, kalabalık dağılmaya başlar. Ama çalgı
susmaz, oyunlar oynanıp, halaylar çekilir. Eğlence geç vakitlere kadar
devam eder. Geç vakitlerde kalabalık iyice dağıldıktan sonra, düğün
evindeki müsait bir odaya girilerek güveyinin arkadaşları tarafından
oyunlar oynanıp paralar yapıştırılır. Güveyi ve gençler tarafından
ellerine kına yakıldıktan sonra uyumak üzere misafirler evlere taksim
edilirler.
Düğünün ikinci ve son günü gelin alma hazırlıkları başlar. Öğlene doğru
yola çıkan düğüncüler, gelin evine çalıp oynayarak giderler. Gelin baba
ocağından çıkacağı zaman kız evinde hüzün başlar, bu hazırlıklar devam
ederken dışarıda klarnetin yanık sesi duyulur.
Atlar eğerlendi anam geldi gapuya
Gız cehizin topla anam doldur terkiye
Şimdi gızlar başlar anam yanık türküye
Doldur pınar doldur anam ben gider oldum
Anamı, babamı terkeder oldum.
Gelin ağlatma havası ile evden çıkan gelin ata bindirildikten sonra,
düğüncüler yola koyulurlar ve çalgının vurmuş olduğu yol havası ile yola
devam ederler. Bu arada kız evi ile erkek evi arasında çocuklar ve
gençler tarafından düğüncülerin önleri kesilir ve bahşişler alınır.
Güveyi, Sağdıç ve arkadaşları evin damında düğüncüleri bekler. Gelin eve
gireceği zaman kapıda durur, güveyi ise mendil içerisine konan elma,
leblebi ve bozuk paraları gelinin başına atar, yere düşen paralar
çocuklar tarafından kapışılır. Bundan sonra gelinle güveyi içeri alınır.
Kapıda duran Kaynana Gelin ve Güveyinin üzerine Kuran ve ayna tutar.
Çalgı ise bir süre cezayir havası çalmaya devam eder.
Bahçeye geçilir, çalgı yöremize ait ağır hava büyük cevizin dibi,
leylani gecegü havalaranı çalmaya başlayınca gençler halaya kalkar, oyun
oynandığı esnada sağdıç güveyiyi halaya getirir, halay giderek
kalabalıklaşır, Breeey, Maşallah, maşallah nidalarıyla düğün tamamlanmış
olur.
GELİN GÖRE ( YÜZ AÇIMI)
Düğünlerin bitmesinden bir gün sonra Ağın ve çevresinde önceden
hazırlanan düğün evine yakın bir bahçede gelin göre yapılır. Çevremizde
buna yüz açımıda denir. Çevredeki kadınların ve kızların çoğu gelin
göreye gelirler. Yüz açımına gelenler geline; para, altın, eşya gibi
hediyeler getirirler. Gelin kendine ayrılan bir yerde sandelyede oturur.
Bütün gözler gelinin üzerinde toplanır. Buna gelinin süzülmesi denir.
Gelin için bu sıkıcı bir durumdur. En sonunda gelin oyuna kaldırılır.
Yemekler yenip gelin helvası dağıtıldıktan sonra yüz açımı son bulur...Ağın ve çevresinde ki düğünlerde klarnet, keman, cümbüş ve davul
çalınır. Düğünlerde oynanan oyunlar ise şunlardır. Leylani, Gecegü,
Büyük cevizin dibi, Ağır hava, Hayriye, Kol havası, Zurna havası, Maya
havası, Çayda Çıra, Dik hava, Delilo, Nurey, Tamzara, Tirnanna ve
Çiftetelli...
.
50-60 YILDAN BU YANA AĞIN VE
YÖRESİNDEKİ DÜĞÜNLERDE ÇALGI ÇALANLARIN İSİMLERİNİ VE LAKAPLARI
Klarnet Çalanlar
Keman Çalanlar Cümbüş
Çalanlar Davul Çalanlar
Tepteli Gani Dayı Kemancı
Dilo Tepteli
Mehmet Çavuş Dayı
Tepteli Burhan Kemancı Bekir
Ambergeli Fahri Vahşenli Cancik Dayı
Tepteli Mustafa Ocaklı Güzel
Arapgirli Kadir Onarlı Hasan Hüseyin
İn'li Emin Gücülü Mehmet
Erol Yazıcı Sonay Yay
Peküsülü Ahmet
Onarlı İbrahim
İsmail Beydemir
Ahmet Yalçın
Müzdat Kaya
Minayikli Yılmaz